SİNOP 2018-05-23T22:40:44+00:00

Sinop Tarihi

Sinop (Hititçe: Sinuwa, Yunanca: Σινώπη/Sinope), Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nin orta kesiminde bulunan, Boztepe Burnu’nun karayla birleşme noktasında yer alan şehirdir. Sinop Kalesi, tarihi ve turizm açısından kentin en ilginç yeridir. Şehrin merkez nüfusu yaklaşık 49.400’dür.

Sinop; Anadolu’nun kuzey yönde uç noktası olan İnceburun’a doğu yönde bağlanan Boztepe Burnu berzahında bir kale-şehir olarak kurulmuştur. Tarih boyunca kale dışına pek taşmayan şehir bir liman kenti özelliği taşır.

19. yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze büyük bir kısmı kalmıştır ve yıkıntılarından rekonstrüksiyonu yapılabilir. Şehrin gelişimi sürekli olarak doğu yönde, Boztepe Burnuna doğru olurken, kuzeydeki Akliman ve Anadolu yönünde birkaç azınlık yerleşmesinden başka bir yerleşim olmamıştır. Doğudaki yarımada ise gittikçe sarplaşmakta, Hıdırlık tepesinde 187 metre yüksekliğe ulaşmakta ve nihayet deniz yönünde dik yarlar ile kuşatılmaktadır. Bu durumda şehrin deniz yönünden ve berzahtan zaptedilmesi imkânsız olmaktadır.

Antik çağdan beri parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olan Sinop, bu niteliğini Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Candaroğulları ve Osmanlı İmparatorluğu yönetimlerinde de sürdürmüş, ayrıca kale ve tersanesi ile bölgenin en önemli askeri üslerinden biri olmuştur. Bu durumunu Sinop Baskını’ndan sonra kaybetmeye başlayan kent, sur dışına güneydoğu yönde azınlık yerleşmeleri ile batıya doğru ise yönetim ve eğitim gibi kamu hizmetleri yerleşmesiyle çıkmıştır.

Sinop ilinin yerleşme tarihi ilk Tunç Çağı’yla başlamıştır. MÖ 7. yüzyılda bir Helen Kolonisi olarak kurulan Sinop, Antik Çağ’da Karadeniz’in en önemli kentiydi. Helenistik dönemde Anadolu’nun yerli kültürleriyle, Helenistik ve Perskültürlerini birleştirmek isteyen Pontus Devleti’nin başkenti Amasya’dan sonra Sinop’a taşındı. Bizans döneminde yöre Ortodoks Hristiyanlığının etkisiyle dilde ve kültürde Helenleşmiştir.

Sinop 1972 yılında kalkınmada ikinci derece öncelikli iller kapsamına alınmıştır. İlk büyük ölçekli sanayi kuruluşu, Ayancık Kereste Fabrikasıdır. Diğer önemli sanayi kuruluşları Şişe Cam Fabrikası, Un Sanayi, Söksa, İç Çamaşırı Örme Ve Konfeksiyon AŞ. ile toprak sanayinde tuğla ve kiremit fabrikalarıdır. Ne yazık ki şu an bu fabrikaların çoğu kapatılmış ya da taşınmış durumdadır. Ama bunun dışında Sinop’ta el sanatları da ünlüdür. Ayancık keteni, Boyabat çember dokumacılığı, ahşap kotra maketi yapımı ve tahta el işlemeciliği Sinop’taki en köklü el sanatlarıdır.

İlk kütüphane 1924 yılında Dr. Rıza Nur’un öncülüğünde kurulmuştur ve kütüphaneye ismini veren de odur.

İlin Adının Kaynağı

Antik Çağ’da, Paflagonya bölgesi içinde kalan Sinop’un saptanabilen en eski adı, Sinopedir. Bir söylenceye göre kent adının kurucusu olarak kabul edilen aynı bir Amazon’dan almıştır. Bir başka söylenceye göreyse, kenti eski Yunan’da Irmak Tanrısı Asopos’un su perisi kızlarından Sinope kurmuştur. Söylenceler, MÖ 5. – 4. ve 3. yıllara tarihlenmektedir ve aynı döneme ait kent sikkeleri üstünde Sinope’nin başı görülmektedir. Hangi söylence benimsenirse benimsesin, kentin kurucusunun Sinope olduğu kesindir. Ancak, Sinope bir su perisi ise, kentin Yunan kolonicilerce; Amazon ise; Anadolu’nun yerli halklarınca kurulmuş olması gerekir. Bu ikilem, dilbilim çalışmalarıyla bir ölçüde çözülmemiştir: Gerek etimolojisine yabancı olan Sin ya da Sind sözcüklerine Yunanistan’ın dışında daha çok Pontus, Doğu Anadolu, İran ve Hindistan’da rastlanmaktadır. Bu da, Sinope adının yerli Anadolu dillerinde gelmiş olabileceğini göstermektedir. Ünlü Antik Çağ coğrafyasısı Strabon ise, kentin kurucusu olarak, Argonotlar’dan Teselyalı Otolikos’u göstermekte ve onun kenti ele geçirerek bir Yunan kolonisi kurduğu yazmaktadır. “Kentin ele geçirilmesi” kavramı, kolonileştirmeden önce, kent’te yerli bir halkın yaşandığını ortaya koymaktadır. Strabon’un sözünü ettiği gelişmeden sonra, Sinope Kenti MÖ 7. yıllarında bir kez Miletuslular’ca kolonileştirilmistir. Kent’te, sırasıyla Miletuslu Habrındas, Koos ve Krenitas dönemlerinde yerleşilmiştir. Tüm bü söylence ve tarihsel olaylar Sinop’un ilk çağlarda yerli halkça kurulduğunu, bu yerleşimi, söylencesel Argonot seferiyle ilgili olarak bir Yunan kolonisi’nin izlediğini, son olarak da Miletuslular’ın burada bir koloni kurduğunu ortaya koymaktadır. Sinop’u içeren yörenin en eski adı ise “Kaşka Ülkesi” idi. Yöre Hitit Imparatorluk Dönemi’yle çağdaş olan Kaşkalar’ın yaşadıkları topraklarda yer alıyordu. Bu ülke sınırları içindeki küçük “Arauanna Ülkesi de, Sinop yöresinde bulunuyordu.

Tarih Öncesi Sinop

Sinop ilk çağda “Paflagonya” adı verilen bölge içindedir. Anadolu’nun kuzey sahilleri ile Kırım yarımadası arasında deniz ticaretinde önemli bir rol oynamıştır. Önemli bir doğal liman konumundadır.

1953 yılında Kocagöz höyükte (kazılınca çoğu kez altında eski yapı kalıntıları ve eski eserler çıkan, yayvanca – alanı geniş ve derinliği az bir şekilde toprak tepe.) yapılan kazı ile 1987 ve 1988 yıllarında Müze Müdürlüğünce yapılan yüzey araştırmacıları sonucunda tarih öncesi devreler biraz olsun aydınlığa kavuşmuştur.

Karagöz höyükte yapılan kazılarda, İlk Tunç Çağı 1. dönemine ait (MÖ ? 3000-2700) buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bulunan malzeme Sinop, Balkanlar ve İç Anadolu arasındaki ilişkiyi göstermektedir.

Yapılan yüzey araştırması sonucunda çevrede çok sayıda tarih öncesi yerleşim yerlerine rastlanmıştır. Bu yerleşim yerleri sahil boyunca, nehir ağızlarında ve nehir vadileri boyunca iç kesimlere doğru yayılmaktadır. Ele geçen malzeme genel olarak ilk Tunç Çağı 1 ve İlk Tunç Çağı 2’ye tarihlenmektedir. Ancak Kabalı çayı vadisinde Erken kalkolitik (MÖ 4500) yıllarına tarihlenen iki yerleşim yeri saptanmıştır. Bugün Sinop çevresinde en eski yerleşim alanı Kabalı çayı vadisi olarak belirlenmiştir. Sahil kesiminde İlk Tunç Çağı 2’nin başında korkunç bir yangınla höyükler terk edilmiştir. Bundan sonra höyüklerde bir yerleşmeye rastlanmamaktadır.

Hitit Devrinde Sinop

1952-1954 yılları arasında yapılan kazılarda Sinop’ta Hitit dönemini belgeleyecek hiçbir esere rastlanmamıştır. Hitit metinlerinde Karadeniz’de Gaşka kavimlerinin varlığından söz edilmekte ise de, ancak şimdiye kadar Sinop yöresinde hiçbir buluntu ele geçmemiştir.

Yapılan yüzey araştırmasında sahil bandında bir tek Gerze ilçesi Köşkhöyük’te Er Hitit (MÖ 1800) malzemesine rastlanmıştır. Ancak Hitit İmparatorluğu dönemine ait hiçbir malzeme bulunmamıştır. Bundan sonra 756 yılına ait malzemeler bulunabilmektedir. (MÖ 2700-1800), (MÖ 1800-MÖ 756|756) yılları arasında Sinop sahil şeridiyle ilgili bir bilgi yoktur.

MÖ 1000 başlarında Sinop

MÖ 756 yılında Milet’ten ayrılan ve kendilerine yeni bir şehir kurmak isteyen göçmenler buraya gelerek bugünkü Sinop’un ilk temelini atmışlar ve bu şehre Sinope adını vermişlerdir. “Efsaneye göre tanrıça Sinope ırmak tanrısının kızıdır. Zeus Sinope’ye aşık olur. Her dilediğini yerine getireceğine söz verir. Sinope kızlığına dokunmamasını ister. Tanrı yemine bağlı kalarak onu kız bırakır. Bugünkü Sinop’un olduğu yere gelir.”

Daha sonra MÖ 630 yılında ikinci bir koloni (sömürge, göçmen topluluğu ya da bu topluluğun yerleştiği yer) grubu Sinop’a yerleşmiştir. Şehrin surlarının büyük bir olasılıkla kolonize (koloniler halinde yaşanan) devirlerde yapıldığı tahmin edilmektedir.

MÖ 7. yüzyıl başlarında Sinop, Anadolu’ya kuzeyden gelen Kimmerlerin, MÖ 6. yüzyıl ortalarında İran’dan gelen Perslerin istilasına uğramıştır.

Helenistik Döneminde Sinop

MÖ 4. yüzyılın birinci yarısında Paflagonya’lılar bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. MÖ 332 yılında Büyük İskender’in Anadolu’ya girişini fırsat bilen I. Ariarathes Kapadokya’da bağımsızlığını ilan ederek, Sinop’u da hakimiyetine almış. MÖ 302 yılında Mitridat Ktistes Paflagonya’da dağınık halde bulunan prenslikleri bir araya getirerek kuvvetli bir devlet (bağımsız bir ülke ile onun yönetiminden oluşan varlık) kurmuştur. Daha sonra ll. VI. Mithridates ve onun oğlu Farnak Sinop’a hakim olmuş. MÖ 169 yılında devletin başına Mitridat Flapeton geçmiştir. Mitridat Flapaton Sinop’u bayındır (gelişip güzelleşmesi için üzerinde çalışılmış, alt yapıya sahip) hale sokmuş, başkentini Amasya’dan Sinop’a getirmiştir.

Sinop’un parlak dönemi Mitridat Fatpator zamanında olmuştur. Bütün Karadeniz’i hakimiyeti altına alan Mitirdat Romalıları’da Anadolu’dan atarak büyük bir imparatorluk kurmuş, ancak Başkenti Sinop’tan Bergama’ya taşımıştır.

Helenistik dönem Sinop’un en parlak zamanı olup, bu dönemde kültüre büyük önem verilmiştir.

Roma Döneminde Sinop

MÖ 70 yılında Roma İmparatorluğu işgal ettiği bu toprakları yeniden tanzim etmiş. Pontus Krallığını Kızılırmak’tan itibaren ikiye bölerek, doğu parçasının idaresini yerli sülalelere vermiş, batı parçasını ise doğrudan doğruya devletin eyaleti haline getirmiştir.

Sinop’un Roma idaresine geçmesi tarihte önemli bir dönüm noktasıdır. Bilhassa (her şeyden önce, başta) Jül Sezar zamanında şehre maddi yardımlardan başka, yeni Roma kolonileri gönderilmiş ve genişleyip büyümesi sağlanmıştır.

Bizans Döneminde Sinop

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Doğu Roma topraklarında kalan Sinop yavaş yavaş küçülmeye başlamıştır. Hıristiyanlığın geliştiği bu dönemde şehirde ticaret ve kültür, dini birtakım olaylar yüzünden gerilemiştir. Sinop’ta bu dönemde yapılan en önemli Bizans yapıtı Balatlar Kilisesi’dir.

Sinop’un Fethi ve Selçuklu Dönemi

1204 yılında Dördüncü Haçlı Seferinde İstanbul zapt edilip (zorla alınıp), Bizans İmparatorluğu dağılınca Sinop Trabzon Devleti’nin elinde kalmıştır. İç Anadolu’ya yerleşen Selçuklulara vergi veren Trabzon Devleti, Selçukluların bir iç ayaklanmasından yararlanarak vergiyi kesmiş ve Sinop halkına da baskı ve tecavüzlerde bulunmaya başlamıştır.[kaynak belirtilmeli]

Sinop halkının Konya’ya şikayeti üzerine Sultan İzzeddin Keykavus dirlik sahibi bütün Vilayet Beylerine emir göndererek savaşa katılmalarını bildirmiştir. Büyük bir kuvvetle yola çıkan ordunun gerek hazırlığından, gerek gidiş yolundan haberdar olmayan düşman Sinop yakınlarında 500 atlı ile avlanmakta olan Tekfur’u baskın yaparak yakalamış, yakalanan Tekfur 3 gün sonra kale önüne getirilerek Sinop’un teslim olması istenmiştir.

Önceleri teslim olmak istemeyen halk Tekfur’un öldürülmemesi, kimsenin canına kıyılmaması ve herkesin istediği yere gidebilmesi şartıyla 3 Ekim 1214 tarihinde kalenin anahtarlarını Selçuklulara teslim etmiştir. Sinop’ta eski Kilise yerine Alaeddin Camii 1214 yılında bir camiye çevirilmiştir.

Türk İdaresinde Sinop

Selçuklu idaresine geçtikten sonra baştan başa yeniden imar edilen Sinop’ta, önce Pervaneoğulları Beyliği/Pervaneoğulları daha sonra Candaroğulları Türk egemenliğini sürdürmüştür.

15. yüzyılda gelişmeye ve büyümeye başlayan Osmanlı İmparatorluğu’na Anadolu beylikleri katılmaya başlayınca Candaroğlu İsmail Bey’de Osmanlılara bağlılığını ilan etmiş ve böylece Sinop Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresi altına girmiştir.

Bir liman şehri olarak kullanılan Sinop’ta tersanede gemi yapımı bu dönemde de devam etmiştir.

1853 Osmanlı-Rus savaşlarında şehir top atışlarına tutularak yakılmış ve bu tarihten sonra, şehir iyice küçülerek kale içine çekilmiştir.

Bandırma Vapur’u ile Samsun’a gitmek üzere yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk 18 Mayıs 1919 günü Anadolu’ya karadan geçmek için Sinop Limanına uğramış, ancak o tarihte Sinop-Samsun arasında karayolu olmaması sebebiyle yolculuğuna gemiyle devam etmiştir.

Hatta Sinop’u çok sevdiğini belirten Atatürk bu hislerini “Ne olurdu Sinop’un yarı güzelliği Ankara’da olsa idi” ifadesiyle belirtmiştir.

Sinop idari teşkilat olarak merkezi Samsun olan, Canik Livasına bağlanmış, Tanzimat’ın ilanından sonra Kastamonu’ya sancak olmuş, 1924 yılında Kastamonu’dan ayrılarak il haline getirilmiştir.

KAYNAK : Vikipedi, Her Yönüyle Sinop, Sinop Valiliği Yayınları, İl Kültür Müdürlüğü.